"EGO" SADECE BİR OTOBÜS DEĞİLDİR

  
  Cumartesi günleri bizim eşimle anne-baba saati zamanımız, bizim ufaklığı babaanneye bırakıp, aklımıza ne eserse onu yaparız. Akşamları da bizim sohbet zamanımızdır, masamızı kurar o haftanın kritiğini yapıp, yeni haftaya bir önceden bir şey bırakmadan başlarız. Çocuk olan evde anne baba birbirine zaman ayırmazsa ilişki biraz yıpranabiliyor, birazdan da fazla olma ihtimali var. Birbirini seven iki kalp uzak kalırsa, güneşten uzak kalan çiçekler gibi solar. Bir şekilde özel bir şeyler yakalamak gerek. Hayatın karmaşası ve sorumlulukları içerisinde mutlaka bir zaman ayırmalı ve özel kılmalı kalpleri. Evliyseniz ya da geleceği olan bir ilişki istiyorsanız egonuzu bir kenara bırakmalısınız. Nedir bu "Ego"? Ankara' da olanlar bilir, EGO Belediyenin otobüs işletmesidir. Tabi biz bundan bahsetmeyeceğiz :)

ego otobüs değildir.  Ego, baktığınızda bir çok tanım bulabilirsiniz. Duygu ve düşüncenin bir insanda ki hali. Kişinin kendisini her şeyden üstün görmesi, benlik duygusu gibi anlamları vardır. Burada bahsetmek istediğim hep ben, hep bana, en haklı benime sahip olan ego tanımıdır. İlişkinizde egonuz varsa burada biraz sorun yaşayabilirsiniz.

  Yazılarımda biraz uzmanmışım gibi yazdığımı fark ettim, bu konuda affınıza sığınıyorum, yaşadıklarımı ve tecrübelerimi anlatmaya özen gösteriyorum, bunun da didaktik bir dilden ziyade, tavsiye niteliğinde olmasına çalışıyorum. Bildiğiniz üzere insan sarrafı olmak biraz daha hayat tecrübesi ister. İyi bir insan olmak aslında hepimizin bildiği altın kurallardan geçiyor değil mi? Bir uzman değilim ama iyi insan olma yolunda ilerlediğimi düşünüyorum. Zaman zaman şöyle yapmalı, böyle yapmalı yazdığıma bakmayınız, ben ne yaptıysam onu yazıyorum. Bu sorunu yazmada tecrübe kazandıkça aşacağım sanırım, şimdi yazıya bir hikaye ile devam etmek isterim.

  Eski zamanlarda erkekler evliliklerinden yakınırlarmış, dedikodunun bol olduğu kahvehanelerde bunları tartışırlarmış. Aralarında örnek gösterecekleri Ahmet Efendi varmış. 20 senelik evliliklerini güllük gülistanlık yaparmış Ahmet Efendi, bir gün sormuşlar, "Ahmet Efendi sen şu evliliği kavgasız gürültüsüz nasıl sürdürürsün bize de söyle şu işin sırrını" demişler. Ahmet Efendi başlamış anlatmaya; "Ben eve giderken tepem atıksa fesimin püskülünü sol tarafa çeviririm, bizim hanımda bunu bilir. Ben eve geldiğimde eğer fesin püskülü sol taraftaysa, hanım bana hiç ilişmez yemeğimi koyar, çayımı verir, ayaklarımı uzatıp oturmama da ses etmez." demiş. "Peki yenge hiç mi kızmıyor, morali bozuk olmuyor.? "Olmaz mı!" demiş Ahmet Efendi. "Bizim hanım beline bir yemeni bağlar, canı sıkkınsa o yemeniyi başına bağlar, o zamanda bende hiç ses etmem, yemeğimi yerim, çayımı alırım, koltuğuma oturur, ona hiç bulaşmam" demiş. "Peki Ahmet Efendi, senin püskül solda, yengenin yemeni de başında ise ne oluyor?"

 " Kapıdan girdim, püskülüm solda, bakarım hanıma yemeni belindeyse, hızlı bir hareketle fesin püskülünü soldan sağa atıveririm demiş! İşte o zaman güllük gülistanlık oluyor hayatımız."

   Bu hikayeyi severim, olması gerekenin bir özeti gibi geliyor bana. Her zaman püskülün yerini değiştiren Ahmet Efendi değil tabi, yenge hanımda muhtemelen, hızlı bir hareketle, yemeniyi başından alıp beline bağlıyordur. Karşılıklı anlayış, biraz alttan almak, iki taraflı olacak tabi! Olayların seyrini de değiştiriyor. Egomuzu dizginleyebildiğimiz zaman,eve girerken dışarıda giydiğimiz kimlikleri dışarıda bırakarak, kendimiz olabildiğimiz zaman işler daha kolay oluyor.

  İlişkilerin başlıca sorunu çiftlerin birbirine verdiği, "Neyin var senin?" sorusuna verilen "Yok bir şey!" cevabı. Ben hayatımda bunu hiç kabul etmiyorum. Eğer birinden negatif bir enerji aldıysanız, o bunu zaten saklayamaz, mutlaka açık eder. Ya da sizin için de geçerli.  "Yok bir şey" benim için bir cevap değildir. Bir şey var ama şuan da konuşmak ve paylaşmak istemiyorum diyebilirsiniz.

  Sizleri sıkmadan yazımı bitireyim, mutlu kalın sevgiyle kalın..

Adam Mutlu

Efendim ben İlhan Cavit Sayar, 1986 yılında Samsunda dünyaya gelmişim. Ancak oradan ayrılıp başka başka şehirlerde yaşadım. En sonunda da üniversiteyi kazanarak Ankara ya geldim. İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema mezunuyum, özel bir dizi yapım şirketinde Video Kurgu işi yapıyorum.

23 yorum:

  1. Çok sevdigim bir hikayedir. Size katiliyorum evlilik de her iliski gibi beslenmesi özen gösterilmesi gereken bir kurumdur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, umarım doğru aktarabilmişimdir.

      Sil
  2. yazınız harikaydı. hikayeyi de çok beğendim. yalnız biraz erkeklerin şu ketumluğunu üstlerinden atması gerekir. konuşmayı detay vermeyi sevmiyor erkekler bu da kadınları yoruyor .
    eşinizle ne güzel bir dayanışma içindesiniz tebrik ederim. maşallah ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize çok sevindim teşekkür ederim. Bazen erkekler bazen kadınlar ketum oluyorlar :)

      Sil
  3. (Merhaba blogda tam şimdi yeni yazı yazdım o sırada yorumunuzu gördüm. Bitirince yazı isterim. Sevgiler!)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabi ki, uzun zamandır takipteydim, elime geçsin ilk onu okuyacağım :)

      Sil
  4. Yazı da, hikaye de harika. "Haklısın" sözü kavgayı bitirirmiş, derdi babaannem. Sizin hikayeniz ikili ilişkilerde iyi geçimin güzel bir anahtarı. Geçimsizliklerin temel nedeni iletişim sorunu. Çiftler bazen bir saat tartıştıktan sonra aslında aynı şeyi savunduklarının farkına varabiliyorlar. Acaba bu karşı tarafı dinlememekten dolayı mı? İşte püskül sağda, yemeni baştaysa o zaman eşler dinleme ve birbirini anlama moduna geçiyorlar herhalde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, bazen sadece söylemek istersin öfkene yenik düşüp hep haklı tarafını ortaya koymaya çalışırsın o zamanda dinlemeyi unutursun, dediğinize katılıyorum, tamamen dinlememekten dolayı.

      Sil
  5. Harikasınız , o ego yüzünden değil midir insanların bu kadar hırsı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, aynen öyle dizginleri ele almak lazım.

      Sil
  6. Çok güzel bir hikayeydi keşke hepimiz Ahmet Efendi gibi olabilsek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zamanla oluyor :) teşekkür ederim.

      Sil
  7. Hikayeyi çok beğendim. Yazını okurken farkettim de Yok bir şey lafını ne kadar çok kullanıyormuşum günlük hayatım da:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, aslında var bir şeyler değil mi:)

      Sil
    2. Her zaman var bir şeyler evet ama yok bir şey demeye ne kadar alışmışız :) Yok bir şey diye diye çığ gibi büyüyor yok bir şeyler :)

      Sil
  8. Bir bu kadar daha olsaydı yazınız okurdum.. Hikaye ve tavsiyeleriniz oldukça güçlüydü bence. Ego her şeyi maffeden değilmi!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize çok sevindim :) Sürekli kendini ortaya çıkarmak isteyen egomuzdur sebebimiz

      Sil
  9. Ne kadar da naif, ne kadar da güzel yazmışsınız. Ahmet EFendi'nin hikayesini çok severim, hatırlattığınız için çok teşekkür ederim. Cumartesi günlerini kendiniz için ayırmanız ne kadar güzel, tabi bu hem eşinizin hem sizin ortak özveriniz, uyumunuz. Maşallah! Çocuk olunca hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diyorlar ya, korkuyordum ben de, isteyince nasıl güzel oluyormuş, bunu gösterdiniz bize. Tebrik ve teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aşk o kadar güçlü bir duygu ki, size her türlü fırsatı sunar yeter ki isteyin :) Teşekkürler yorumunuz için :)

      Sil
  10. Hikayeyi bilmiyordum, ne kadar da anlamlıymış! :))

    YanıtlaSil
  11. İlk defa duydum bu hikayeyi ve çokta hoşuma gitti.Yalnız bu alttan alma olayını kadınlar hep erkeklere paslıyor. Evet her iki tarafta yerine göre alttan almasını bilmeli. Fakat kadınlarda ki egomanyaklığın çok yüksek olduğu günümüzde böyle evlilik / ilişki olması imkansız gibi bir şey.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz yaptık oldu Meçhul Adam :) Mutlaka iki kalp vardır birbirini bulup bunu başarabilen. Teşekkürler yorumun için :)

      Sil