17 Şubat 2016 Çarşamba

AZİMLİ SIÇAN, DUVAR DELER!


hayat yarışı


      İnsanoğlu en çaresiz doğan varlıktır. Hiç bir şey bilmeden gelir bu dünyaya, annesine babasına bağlıdır, eğer iyi bakılmazsa yitip gider. Hayvanların çoğu doğar doğmaz yürürler, yemek bulma içgüdüleri vardır. İnsan ise bakıma muhtaçtır, yürüyebilmek için en az bir yıl beklemesi gerekir. Yani hayatta kalma savaşı başlamıştır, en zor olanından.
  
     Yürümeyi öğrendi, konuşmayı yemek yemeyi, iletişim kurmayı, sosyalleşmeyi, başının çaresine bakmanın bin bir türlü yolunu öğrendi ama yetmedi. Hayatına yön verecek bir şeyler bulmalıydı, bir yarış, diğerinden daha iyi olma yarışı. Çok kazanmalıydı mal, mülk, para, iyi yaşayabilmek için ne gerekiyorsa işte. Eğitim hayatında sürekli bir yarış içindeydik, bir yerlere gelmek için sadece yürümek yetmiyordu, bazen koşmak lazımdı bazende uçmak. Bu yarışta rehber olan aile eğer çocuk insanın eğilimlerini görür ve onu doğru yönlendirirse başarı elde edilebilir, Ancak zorlama yapılırsa "doktor olacak benim bebeğim" gibi, olur belki ama mutlu olur mu? İnsan istemediği bir şey yaparsa mutsuz olur, istemediği bir beraberliği sürdürürse mutsuz olur, istemediği bir yemeği yediğinde bile mutsuz olan insan, istemediği bir hayatı yaşadığında mutlu olabilir mi? Eğer siz iş yerine giderken bugün yapacaklarınızı heyecanla aklınızdan geçiriyorsanız doğru yerdesiniz demektir, ama lanet okuyorsanız sürekli "yine mi iş" diye o zaman hemen ellerinizi başınıza koyun ve düşünmeye başlayın. Bir yerlerde hata yapmışsınızdır.

    Bir şeye inanmaktan bahsediyorum hep, bir şey ne olduğuna siz karar verin, bir hayale inanın mesela, bir geleceğe inanın, girdiğiniz sınavın çok güzel geçeceğine ve hedefinize ulaşacağınıza inanın, kendinize inanın, sizi destekleyen insanlara inanın. Üniversiteye girecek çocuğunuzun kendisine inanmasını sağlayın gerçekten istiyorsa o da, olmaması için bir neden yok ki.. Sadece inanıp bir kenarda oturamazsınız inanca sahip çıkmak gerekir şöyle bir hikaye ile örnek vermek isterim;
 
   Bir adam inancına yönelip iman etmek için kendisini eve kapatmış. Sürekli ibadet ediyor, yemiyor içmiyormuş. "Ey güzel Allah'ım sen rızkımı verirsin" dermiş hep. Bir kaç gün geçmiş, komşuları bu adamı merak etmeye başlamış, camdan bir  şey gözükmüyormuş. Komşusu bir tencere yemek hazırlayıp adamın kapısına gitmiş; "Komşum sana yemek getirdim, açta kapını sıcak sıcak ye demiş." içeriden bir ses yok, adam kapıyı açmıyormuş, ne de olsa rızkı Allah' tan bekliyormuş. Komşu bir kaç kez daha seslendikten sonra, neyse sonra tekrar gelirim diyerek, tam gidiyormuş ki içeriden bir "öhö öhö" sesi gelmiş. Komşu adamın içeride olduğunu anlamış, yemeyi kapının önüne bırakarak oradan ayrılmış. Adam açmış ellerini "Rabbim sana şükürler olsun rızkımı gönderdin ama bir "öhö" demeden vermedin" demiş.

  Oturduğunuz yerden sadece inanarak sınav kazanamazsınız, bir işe yerleşemezsiniz, inandığınız şeyin yolunda emek vermeniz gerekir çalışmanız gerekir. Sonucu görmeden karamsar olmak o işin ya da her neyse, sonucunun değişmesine bile neden olabilir. Kendi iç çatışmalarınızı, başarmak için o kadar uğraştığınız olayın, bu bir sınav olabilir, iş görüşmesi olabilir, ilk kez buluştuğunuz bir kız arkadaş bile olabilir, bunlara yansıtmayın. Eğer elinizden gelen her şeyi yapmış ve olacağına inanmışsanız sakince bekleyin sonucu sizin için hayırlı olandır, sakın pes etmeyin, mutlaka bir b planı vardır. Hayatımızın yarışı her zaman sıfırdan başlar.
Önceki Sayfa
Sonraki Sayfa

Yazar Hakkında

0 yorum: