25 Kasım 2017 Cumartesi

Saklama Rehberi

Saklama Rehberi

                                          


Besinlerin kullanım ömrünü nasıl uzatabileceğinizi biliyor musunuz? Peki ya onları ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi? Eğer siz de benim gibiyseniz, birkaç temel gıda dışındaki hiçbir besin için net bir fikriniz olmadığına eminim. En basitinden, sizce elma ne kadar bir süre saklanabilir? Lezzetini, sertliğini ve tazeliğini yitirmemesi için ne yapmak gerekir? Oturup her besin maddesi için internette araştırma yapmanıza gerek yok: http://saklamarehberi.com, tüm bu bilgilere tek bir kaynaktan ulaşmanızı sağlıyor.



Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma tarafından hazırlanan (ve tamamen ücretsiz şekilde kullanılabilen) sitede; hamur işleri, süt ürünleri, meyveler, sebzeler ve et ürünleri ile ilgili merak ettiğiniz her bilgi yer alıyor. İlk olarak, tüm bu besinlerin ideal kullanım sürelerinin ne olduğunu, daha sonra da bu kullanım süresini nasıl uzatabileceğinizi öğreniyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi, derin dondurucu kullanmak tüm gıda maddelerin daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. Ancak, örneğin karidesi derin dondurucuda saklayabilir misiniz? Peki ya yazın aldığınız, lezzetli ve sulu bir karpuzu derin dondurucuya koyup, kışın yiyebilir misiniz? Tüm bu soruların ve çok daha fazlasının cevaplarını Saklama Rehberi web sitesinde kolayca bulabiliyorsunuz. Hepsi bu kadar değil: Sitenin “Alternatif Bilgiler” bölümünde, evde kolayca hazırlayabileceğiniz birbirinden lezzetli tarifler yer alıyor. Evde nasıl mocha yapabileceğimi, meyvelerin kararmasını nasıl önleyebileceğimi, hatta unsuz kekin nasıl yapılacağını bile öğrendim. Laf aramızda, kot pantolonların derin dondurucuda temizlenebileceğinin de haberdar oldum! (Kotu fırçaladıktan sonra bir poşete koyup derin dondurucuda 1 gün boyunca bekletiyorsunuz.  Şaşırtıcı, değil mi?)



Türkiye’nin ilk gıda saklama rehberi olan http://saklamarehberi.com, beni şaşırtacak ölçüde bir içeriğe sahip ve her birini okumaktan büyük keyif aldım. Eğer sizin de bir derin dondurucunuz varsa, bu siteyi muhakkak ziyaret etmelisiniz. Derin dondurucunuz yoksa bile gıdaları nasıl daha sağlıklı tüketebileceğinizi, ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi ve basit, pratik, lezzetli tarifler ile ipuçlarını Saklama Rehberi web sitesinden öğrenebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

18 Ağustos 2017 Cuma

Neden Bir Su Pınarı Kullanmalısınız?

Buzdolabını açtığınızda dışı buğulanmış pet su şişeleri görmek istemiyorsanız, içtiğiniz suyun sıcaklığını kontrol edebilmek ve hem hijyenik, hem de pratik bir şekilde su içmek istiyorsanız, bir su pınarı kullanmanın zamanı gelmiş demektir. Sanılanın aksine, su pınarları ofislere özgü cihazlar değiller. Evde de rahatlıkla kullanılabiliyorlar, aynı benim yaptığım gibi. Plastik bir pompaya basarak su doldurmaktan sıkıldıysanız ve o plastik pompaların kanserojen maddeler içerdiğini biliyorsanız, sizin de su sebili kullanmanız gerekiyor. Pratik, hijyenik, sağlıklı ve lezzetli: Suyunuz tüm bu özellikleri taşımalı.



Ne yazık ki, piyasadaki su sebillerinin çoğunun üretim kalitesi son derece düşük. Çoğu, maliyeti düşürmek için plastik hazneler ve bölmeler kullanıyor. Bu tarz su sebillerinden uzak durun, zira damacana sulara kıyasla hiçbir faydaları bulunmuyor. Hatta daha sağlıksız oldukları bile söylenebilir, zira plastik bölmeler kısa süre içinde kireç tutup suyun lezzetini değiştiriyor. Yeni su sebili mevzuatına uygun, paslanmaz çelikten imal edilmiş hazne ve bölmelere sahip sebiller tercih etmelisiniz: Uğur Soğutma tarafından üretilen USP 20 D, tüm bu özellikleri taşıyor. 


                                                        

Tek avantajı bu değil elbette, USP 20 D üç musluğa sahip. Bu durum zannettiğinizden daha önemli, zira sıcak ve soğuk su musluklarına ek olarak normal su musluğu bulundurması, hava sıcaklığı uygunsa suyu doğal sıcaklığında içmenizi sağlıyor. Sıcak/soğuk musluklarla oynayarak ideal su sıcaklığını yakalamaya çalışan (ve başaramayan) herkes, bu özelliği takdir edecektir. Soğuk su bölmesi saatte 5 litre, sıcak su bölmesi ise saatte 2 litre su kapasitesine sahip, yani en kalabalık ailelerin (veya ofislerin) bile ihtiyacını rahatlıkla karşılayabiliyor. Suyu 5 dereceye kadar soğutabilen, 85 dereceye kadar da ısıtabilen USP 20 D, tüm standart damacanalar ile uyumlu. Alt kısmında da kapalı bir muhafaza alanı bulunuyor: Benim yaptığım gibi, yedek damacanayı burada depolayabilirsiniz. Yaklaşık bir aydan beri kullandığım USP 20 D, tüm beklentilerini karşıladı ve uygun bir fiyata son derece kaliteli bir su sebili sahibi olmamı sağladı. Gönül rahatlığı ile tavsiye ettiğim bu modeli https://satis.ugur.com.tr/item/usp-20-d/100017 adresinden peşin fiyatına 12 taksitle satın alabilirsiniz. 


                                             

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Vazgeçmeyin!

hayat
Vazgeçmeyin!
  Uzun zaman olmuş. Yazıya başlamak bu kadar zor olmamalıydı. O kadar yoğun bir yıl geçirdim ki, şu anda yoğunluğun son noktasındayım. Bitmez bir işin temposunda kendimize ayıracak zamanı bile zar zor yaratıyoruz.

  Bildiğiniz üzere Antalya' da bir atölye açmıştık. Sevincimi ve yazıyı da buradan sizlerle de paylaşmıştım. Girişimimiz hayalimizde başarıya ulaşamadı maalesef. Çok insana ulaşma hayalimiz kısa sürede bir an önce kapatma telaşına dönüştü. Yeterli maddi imkanların sağlanamadığı bir işletme hele ki şu dönemde kepenk kapatmaya mecbur kalıyor. Biz yeniydik olmadı diyebiliriz ama yılların esnafları iş olmadığı için dükkanlarını ve yerlerini kapamak zorunda kalmış. Biz ve bizim çevremizce Atölye fikri kimsenin düşünmediği ve daha önce Antalya da denenmemiş bir şeydi. Antalya da böyle bir yer yok diyerek yola çıktık, sanırım gerek yokmuş diyerek sonlandırdık maceramızı. Olsun yıkım her zaman kötü değildir. Çok güzel arkadaşlıklar dostluklar kazandık. Zor zamanlarda kenetlenebileceğin insanların olması her zaman hayatı daha kolay ve baş edilebilir kılar.

  Yani bir fikriniz varsa cebinizde sizi en az bir yıl hiç bir şey kazanmasanız bile idare edecek maddi duruma sahip olup olmadığınızı bir gözden geçirmenizi tavsiye ederim.
 
   Hayat devam ediyor. İstanbul macerası yeniden başlıyor. Bilenler bilir ben video editörüyüm. İstanbul'da Kalp Atışı dizinin kurgusunu yapmaya başladım. Bunu da bir dip not düşeyim belki izleyeniniz vardır.

 Çok düşerseniz her seferinde kalkmak bir o kadar kolaylaşıyor ama düşmek her seferinde biraz daha ağır oluyor. Neyse ki ödediğimiz bedeller boyumuzu aşmış değil. Yeni iş yeni hayat her şeye yeniden ve sıfırdan başlamak zor ama bir o kadar teşvik edici ve güçlendirici.

  Olmuyorsa zorlamayın ama hayatı yaşamaktan tad almaktan yeni şeyler yapmayı denemekten vazgeçmeyin.  Bir arkadaşımın aklıma geldiğinde her zaman güldüğüm bir lafı var "Çok ta şey yapmamak lazım !"
   

19 Ocak 2017 Perşembe

Atölye Tek


  İnsan ne yapmak isterse, bunu hep aklından geçirirse kendi kendine tekrarlarsa o bir gün gelir gerçek olur. Benimde böyle bir hikayem var.
  Okuldan sonra herkes gibi kendi mesleğimi yapmak istedim. Önceleri savruluyor insan. Kafası karışıyor ne yapmayalım diye kendisine günlerce soruyor. Sonra yolunu buluyor işte bir türlü. Çalışmak hayatın bir parçası. Bir şekilde hayatımızı devam ettirmek için çalışmalıyız önemli olan çalıştığımız yerde mutlu olmak. Akşam eve kafamız rahat bir şekilde mutlu dönebilmek ve dinlenmenin tadını çıkarabilmek. Daha önceki yazılarımda  uzun zamandır çalıştığım yerden ayrıldığımı ve İstanbul'a gideceğimi yazmıştım. Ancak İstanbul'un çalışma yoğunluğundan olsa gerek bloğa yazma fırsatım hiç olmadı.

  Eşimle sürekli beraber bir iş yapmak isteğimiz vardı. bir şeyler olmalı ama fark yaratacak insanların gerçekten ilgi duyacağı ve bizimde keyifle çalışabileceğimiz bir yer. Bunun için en uygun şehri arıyorduk. Meğer gözümüzün önünce duruyormuş. Atamızın bile "Şüphesiz ki Antalya dünyanın en güzel şehridir." dediği bu güzel memlekette iş açmaya karar verdik. İki güzel insanla bu yola başladık. İnce ince düşünerek Atölye TEK hayata geçti. Geçtiğimiz cumartesi atölyemizi açtık bundan sonra bizim heyecanımıza ortak olacak insanları atölyemize bekliyor olacağız.
 Bu projenin mimarı sadece ben ve eşim değiliz tabi. İki güzel dost Kerem ve Özgün bu güzel Atölyenin mimarlarından.

 PEKİ BİZ BURADA NE YAPIYORUZ?

Robotik Atölyesi ( 7-11 yaş ve 12-16 yaş grupları)
Bilimin, üretimin, teknolojinin, yazılımın ve eğlencenin tek potada buluştuğu bu özel atölyede yaş gruplarına uygun şekilde tasarlayacak, üretecek, keşfedecekler. Bilimin ve teknolojinin dünyasına hazırlanan çocuk ve gençlerin kendi tasarım robotlarını üretecekleri özel ve heyecan verici bir dünyanın kapısı bu atölyede açılıyor.

Sinema ve Kısa Film Atölyesi ( 7- 11 yaş ve 12- 16 yaş grupları)
Yedinci sanat diye tabir edilen bir muhteşem dünya... İşte bu atölye, hayranlık uyandıran bu dünyanın ilk kilidini açmak için. Hayran kaldığı filmlerin dünyasında yönetmen koltuğuna doğru giden yolun ilk taşlarını eğlenerek koyarken; ışığı, sesi, kurguyu, temel sinema kavramlarını, açıları ve mutlu sonları şahsen deneyimleyecek. Unutamayacağı bu  atölyeyi daha da unutulmaz yapacak olan da, kendi çektiği filmi “yönetmen” yazısının altında kendi ismini görerek tekrar tekrar izleyebilmek olacak.

Mutfak Atölyesi ( 7- 11 yaş ve 12- 16 yaş grupları)
İçlerindeki “şef”i çıkarmak için eğlenceli bir serüven. Mutfakta üretim yapmak, ürettiklerini sevdikleriyle paylaşmak; ailesine sunacağı eksiksiz bir yemek daveti ile sonlanacak bu serüvende yolları mutfak hijyeninden sunum tüyolarına, temel malzeme kavramları ve kombinasyonlara, meyve ve sebzelerin renkli dünyasından tatlıların cazip dokularına bir çok durağa uğrayacak, eğlenerek üretmenin tadına varacaklar.

Fotoğraf Atölyesi ( 7- 11 yaş ve 12 – 16 yaş grupları)
Dünyayı çocuğunuzun gözünden görmeye hazır mısınız?  Tüm duyguları, üzüntüyü, mutluluğu, korkuyu; tüm özel anları, doğumu ve düğünü, tüm insanları ve doğayı ve elbette hayvanları, her şeyi kapsayan bu kadar özel bir beceriyi,  kendi yaşayarak sevmesi; objektifi, lensi, enstantaneyi ve daha bir çok özel bilgiyi duyguyla harmanlaması için en doğru yerde. Fotoğraf Atölyesi’nde.  

Yazarlık Atölyesi ( 7-11 yaş ve 12- 16 yaş grupları)
Okumaktan keyif alan her çocuk ve genç, “Acaba bende yazar olabilir miyim? sorusunu sorar kendine. Bu soruya “Evet, yapabilirim” cevabını verebilmesinin sırrı bu atölyede saklı. Kurgu, öykü yaratma, olay örgüsü, ana karakter ve yan karakter yaratma, temel yazım tekniklerini deneyimleyecekleri bu atölyenin sonunda kendi ismi ile basılacak kendi özgün kitabına kavuşacak olmak da atölyenin ve emeğinin en büyük karşılığı olacak.

Drama ve Psikodrama Atölyesi ( 7-11 yaş ve 12- 16 yaş grupları)
Yaşamın özündeki hareket çocuk ve gençlerin ruhunda saklı. Bir çok kanaldan aşina oldukları drama temelinde kendi duygu, düşünce ve davranışlarına açılacak özel bir teknik olan psikodrama yolu ile kendilerini ve diğerlerini tanıyacakları, kişisel gelişmenin tadına varacakları ve teoriden ve oturmaktan sıkılan ruhlarına bir taze nefes ve hareket getirecekleri bu tecrübe bir ömür unutmayacakları deneyimler yaşamaları için ceplerindeki gizli hazineleri olacak.  

Anne-Bebek Oyun Atölyesi ( 0-36 Ay)
Kokusunun en güzel olduğu, annesinin koynundan başını yeni yeni çıkarıp dış dünyaya “Merhaba” dediği o çok özel ilk yıllar… Doğru dokunuşlar için, en özel yöntemler için, “merhaba” yı güzelleştirmek için doğru yerde, doğru insanla, doğru başlangıcı yapmak için Atölye TEK’de Anne-Bebek Oyun Atölyesi.

Çocuk Oyun Atölyesi,  (36- 48 Ay ve 48- 72 ay)
“Yaratıcı” tanımı atölye çalışmalarının, özü , temel fikri ve çıkış noktasıdır. Amacı öğrenmek ve öğretmek değil içine katmak, yaşatmak, deneyim sağlamak olan Çocuk Oyun Atölyesi’nde çocuklar kendi tangramlarıyla, kendi özel yapım kuklalarıyla, kendi tasarımları geri dönüşüm etkinlikleriyle ve daha niceleriyle sınırsız bir deneyim yaşarlar.  Mutlu ve keyifli deneyimler, ruhsal dünyaları sağlıklı çocuklar büyütmenin en özel gereksinimini karşılar.

Ahşap Boyama Workshop ( 7-11 yaş ve 12-16 yaş grupları)
Hafta içi günlerde, tek seferlik 1 ve 2 saatlik oturumlar şeklinde gerçekleşecek Workshop’ta boya ve sanatın renkli ve mucizevi  dünyasına, ahşabın kendine has kokusuna, kendi özel tasarımı ile üretmenin tadına varacakları mini deneyimler onları bekliyor. Bu çalışma her çocuk ve genç için hem stresle baş etmede hem de yoğun yaşama bir mola vermede özel bir kaçamak vaat ediyor.

Cookie Workshop ( 7-11 yaş ve 12-16 yaş grupları)

Hafta içi günlerde, tek seferlik 1 ve 2 saatlik oturumlar şeklinde gerçekleşecek Workshop, mis kokulu deneyimlerle yolu mutfaktan geçen bir tadımlık mutluluk, güzel bir mola, leziz bir doyum zevki ile çocuk ve gençlere adet doğal bir ilaç gibi gelecek. Mutfağın saran ve rahatlatan kapısından içeri kısa bir ziyaret keyfi için. 

Hepinize teşekkür eder. Yolunuz düşerse atölyemize bekleriz.
www.atolyetek.com

7 Aralık 2016 Çarşamba

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!
haydar-colakoglu-yolo-uygulama

Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.

YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.

YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.

haydar-colakoglu

YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.

haydar-colakoglu-teb-genel-mudur

Haydar Çolakoğlu teb genel müdür

haydar çolakoğlu kimdir

Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;

“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.

YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.

Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.

haydar-colakoglu-yolo-turkiye

Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.

Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”

GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

8 Haziran 2016 Çarşamba

Yeniden Başla Hayata


    Hayat bir oraya bir buraya savuruyor gittiğimiz her yerde ayak uydurmaya alışmaya çalışıyoruz.Benim için on yılda bir şehir değiştirmek bir alışkanlık haline geldi sanırım. On yıl Samsun da çocukluğumu geçirdim. Rahmetli babam nedendir bilmem, haydi Ayvalık'a gidiyoruz dedi. Küçük, denizin kenarında bir ilçe Ayvalık.

  Burada liseyi bitirdikten sonra, üniversite için Ankara'ya geldiğimden sıkça bahsetmiştim. Çok zor alıştım bu şehre. Deniz çocuğuyum ben o maviyi görmezsem eğer içim daralır kaybolurum. İlk iki sene çok zorlandım. Sokaklar deniz kokmuyordu. İnce bir rüzgar vurmuyordu yüzüme. Ankara kalmayı istediğim yerlerden biri değildi ama ne yaparsın okul buradaydı ve bitmesi gerekiyordu.

  Dört sene gel git öyle geçti. Sonra bir baktım ki alışmışım Ankara'ya, ilkbaharı, sonbaharı bir başka olur buranın. Gerçi şu sıralar mevsimler çok sıra dışı ama yinede, anlıyorsun sonbaharın, ilkbaharın geldiğini. Bir kışını sevemedim buranın. Gökyüzü gri, kar yağsa bile o grilik gitmek bilmiyor üzerinizden. Hava açsa güneş gören masum Ankaralı oluveriyorsunuz. Güneş te ısıtan cinsten değil hani. Merhaba deyip kaçıveriyor hemen. Ankara' da üstünde kısa kollu elinde ceket olmazsa üşür hasta olursun. Yazın bile üşütür seni Ankara'nın kara geceleri.

  Okuldan sonra burada iş bulunca kaldım bende, ekmek nerede ise biz oradayız diyerek. Tam yedi sene ailem bildim iş yerimi, arkadaşlarım, işim benim ailem oldu. Nihayetinde Ankara anladı herhalde birbirimizden pek hoşlanmadığımızı "haydi senin burada süren doldu, 12 sene geçti çocuk illa kovalım mı?" diye söylendi koca şehir bana.

  Özel sektör her zaman yarınınızı göremediğiniz bir sektör. Bugün var ise yarın yok olabilir. Bu sene diziler pek umulduğu gibi gitmeyince bize de yol gözüktü. Bahsettiğim yokuş işte tam da bu. Bir yokuştan tırmanıyorum şimdi, yolun sonun da İstanbul var. Ne zamandır çağırıyor beni şiirlerin, aşkların tarihin kenti, ben naz yapıyordum şimdi o bana yokuş yapıyor. Yapsın hakkıdır, o kadar çağırdı gitmedim. Şimdi Ankara gönderiyor beni, İstanbul yokuşlarına.

  Gitmek zor değil de, gittiğinde her şeye yeniden başlamak zor, her şey iyi olacak eminim ama kolay olmayacak, insan alışkanlıklarından zorunda olmadıkça vazgeçmek istemiyor. Ankara benim alışkanlığım ama gitmek zorunluluğum. İstanbul sen büyüksün üzme beni geliyorum..

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Bloğumu Seviyorum

I love my blog

  Yazmayalı uzun zaman oldu, bunun bir nedeni var. Hayatın dik yokuşlarından birindeyim şu sıralar çıkmam gerek ve bütün enerjimi orayı çıkmaya harcıyorum. Ne olursa olsun sizin güzel yazılarınızdan mahrum bırakmıyorum kendimi okuyorum ve yorum yapmaya çalışıyorum.

  4 Ayı geçti bloğum ve ilk defa bir çekiliş kazandım. Gayriciddi Zamazingo bloğunun sahibi sevgili Oktay bir çekiliş yapmıştı bilen bilir. Bende bu çekilişte şanslıydım ve bardağım elime geçti,buradan da sana teşekkür ederim Oktay.

  Bazen hayatın yokuşlarını tırmandığımız zamanda böyle güzel şeylerin olması çok büyük destek, hadi işte şanslısın diyor hayat sana, bunu da kullan elinden geleni yap, elinden gelmeyeni zorla. 
  
   Önceden aklıma konular gelir ve yayını hazırlardım, şimdi ise konular var ama yayını hazırlayacak kafa yok, çünkü başka bir yerde yokuş tırmanıyor. Biliyorum ki her yokuşun bir inişi vardır. Bu zor zamanlarda sizin yayınlarınız benim en özel keyfim haline geldiler. Hepinize teşekkür ederim blog ailesi.

  Umuyorum ki bu yokuş uzun değildir. Bittiği zaman her şey rayına oturduğu zaman sizlerle paylaşacağıma emin olabilirsiniz. Sevgiyle Mutlu kalın..

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Sihirli Değnek- Şermin Çarkacı

Şermin Çarkacı


   Sihirli Değnek kitabı için yorum yazmam demiştim ama, bir kitabı sonuna kadar okumadan o kitap hakkında aklında bir şeyler oluşup oluşmayacağını anlayamayacağımı öğrenmiş oldum. Bu kitabı okuyunca aslında aşina olduğum püf noktaların olduğunu gördüm ilk olarak. Sonra onların hayatımın içinde olan küçük tohumlara benzettim, şimdi ise onları bir saksıya koydum ve her gün canlı tutmaya çalışıyorum. Şermin hanım gerçekten kendi sihirli değneklerimizi yaratmamız için bize ilham kaynağı olmuş bu kitabında.

   İçinde bir "Masal" bölümü var. Şermin hanım bu masal da bize bir ülkeden bahsediyor. Bir bakıyorsun sanki bizim ülkenin fotoğrafını yorumlamış.  Altını çizdiğim bir kaç alıntı yapmak istiyorum.

   "Demokratik bir ülkeymiş aslında. Farklı kültürlerden, farklı eğitim seviyelerinden, farklı gelir guruplarından bir sürü insan bir arada yaşarmış ama birlik duygusu yokmuş, ülkede büyük bir acı yaşandığında herkes bir yağıp gürler, herkes başka bir telden bağırır, birlikte olmak kimsenin aklına gelmezmiş. Zaten bir kaç gün sonra her şey unutulup gidermiş."

   Bir yerlerden tanıdık geliyor mu? Aslında bildiğimiz şeyler değil mi? Cem Yılmaz'ın bir esprisi vardır. Bende şaka yapıyorum ne var yani diyen adam için, ama parayı ben kazanıyorum diyor. Bunun gibi bir şey sanırım. Birileri düşünür, birileri yapar.

   Bu masalda kahramanlar anneler ve onların yetiştirdiği çocuklar. Her zaman geleceğe dair umutlarım var diyorum. Bu kitap o umutlarımı pekiştirdi. Ben annelerimize güveniyorum, benim neslimin anne ve babalarına. Şöyle diyor Şermin hanım;

   "Nerede haksızlıktan, adaletsizlikten, kötülükten şikayet eden bir kadın görseler, onun kulağına "öyleyse sen öyle olmayan çocuklar yetiştir." diye fısıldamışlar. Mesajı alan hemen işe koyulmuş. Bu rüya ve sır zamanla bütün ülkeyi sarmış ve bir gün gerçek olmuş. Var mısın, uyanalım mı?

   Hayatta bir sürpriz beklemek yorar bizi. Bir şey olsa böyle durduk yere, hem de her şey mükemmel olsa mesela; zengin olsak, sağlıklı olsak, bir şeyi başarsak, uzman olsak hiç bir şey yapmadan hemde. Sihirli değnek olsa hepimizde. Kitabın içinde bununla ilgili bir bölümde var. "Siz bir sihirli değnek beklemeyin onu kendiniz yaratın." diyor  Şermin hanım. Aslında  mutluluk bizim sağladığımız şartlarda mümkün olur çoğu zaman.

  Bu kitabı eşimde okumuş ve nasıl diye sorduğumda şöyle bir diyalog geçmişti aramızda;

-Aslında bildiğimiz şeyler, geçmişteki mutluluklarımız, yavaş yavaş kaybettiğimiz değerler, bugün hayatımıza nasıl bir güzellik katabiliriz, onlardan bahsediyor.
-Anladım. Boş ver okumayayım o zaman.
-Hayır oku. Oyuncu anne kendi yollarını ve sihirli değneğinin formülünü yazmış. Belki sen başka güzel şeyler çıkarırsın kendine dair.

  Okudum kitabı eşim haklı çıktı. Sihirli Değnek size de ilham verebilir. Şermin Hanım enerjisini kitaba da yansıtmış, başarılarını takdir etmek düşer bize de.


 Son olarak artık biri nasılsın diye sorduğunda; "iyi işte ya, idare ediyoruz" demeyeceğim. İyiyim seninle görüşmeyeli şunları yaptım, şunları başardım, şunlarda çuvalladım, diyeceğim. Sihirli değnek öğretti bunu bana! İyi okumalar, mutlu kalın!